20 Temmuz 2009 Pazartesi

Bir Milyoncuk Borç Versene - Hido Dosyası I

Basketbolseverler Mirsad Türkcan’ın bir Olimpiakos maçı ile tanındığını hatırlayacaklardır.
Mirsad’ın o maçtaki performansının tesadüf olmadığı kısa bir süre sonra Efes Pilsen’in ve Milli Takımın has oyuncusu olmasıyla ortaya çıkmış oldu.
Mirsad bu başarılı performansı ile ülkeye, hatta kıta sınırları içerisine sığamayacak, denizleri aşacak ve NBA draftında Houston Rockets tarafından seçilerek Amerika’ya ulaşacaktı. Bir Türk’ün ilk kez NBA’de oynaması hepimiz için inanılmaz bir duyguydu. İlgisi olmayanların bile ilgisini arttıran “Mirsad maçta şu kadar dakika oynadı” şeklinde haberler Amerika’dan gelmeye başlamıştı.
Mirsad’ın açtığı yolu takip eden ilk isim Hidayet Türkoğlu oldu. Milenyuma girdiğimiz sene Sacramento Kings, Hidayet’i 16.sıradan draft ettiğinde “başaramaz geri döner” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Çünkü daha çok gençti Hidayet. Ancak Hidayet zamanla bu düşünceleri yıkmaya başladı. Bir sabaha karşı Ender Bilgin ile İsmet Badem boğazları patlarcasına “Bravooo Hidoo aslanım benim!!!” nidalarıyla televizyonları inletiyorlardı. Hidayet o maçta 11 sayı atmıştı bench’ten gelerek.
Zamanla bu performanslar alışıldık gelmeye başladı 2. senesinde en iyi 6. adam ödülünü kıl payı kaçırmıştı Hidayet.
Hidayet’in performansı arttıkça yavaş yavaş NBA ülkemizde daha fazla takip edilmeye sabahın erken saatlerinde Kanal D’nin başına geçip Hido’nun maçlarını izleyenlerin sayısı daha da artmaya başladı. Hem de “haydi Hido girsin artık” şeklinde yakarışlar ile… Sacramento günleri çok iyi geçiyordu Hido’nun. Bütün ülke Sacramentolu olmuştuk bile. 2002 yılında Lakers ile oynadıkları o meşhur konferans finalinin 4. maçının son anlarında yaşanan olaylar 5 saniye sürse de bizler için dakikalara bedeldi. “Kobe topu alıp içeri yüklendi, girmedi. Shaq tipledi, olmadı. Divac topu ileri doğru çeldi, tam ohhhh derken o da ne? top Bay Haziran’ın ellerine gelmişti. Horry her zaman ki gibi gene başarmış ve bizleri yıkmıştı.”
Bu konferans finalinin ardından Sacramento Coach’u Rick Adelman’ın Hido’yu oynatmama süreci başladı. Ve bir gün haberlerde Hido’nun 3’lü takas ile San Antonio’ya gittiğini okuduk. İçimizden “ne şanslı adam, Webber’dan sonra Tim Duncan gibi bir
süper uzunla oynayacak” dedik. Hido, Popovich’in gözüne girmeyi başardı ve ilk 5’te oynamaya başladı. Her ne kadar bu biraz Ginobili’yi yedek sokma stratejisinden kaynaklansa da önemli dakikalar aldı, son topları o kullandı. Mesela bir İndiana maçı unutalmazdır. Son bir kaç saniyede fark 3 sayı alehlerine iken Hido topu kenardan oyuna sokmuş, topu
Duncan’a verip hemen geri alarak son saniye basketi ile maçı uzatmıştı. O sene Hido 3’lük yüzdesini geliştiriyor ve NBA 8.si oluyordu.
Bu senenin sonunda Hido serbest kaldı ve Orlando ile anlaştı. Orlando o sene draftta 1. sıradan Dwight Howard denilen gencecik
bir çocuğu da seçmişti. Orlando’da inanılmaz maçlar çıkardığı da oluyordu Hido’nun, vasatın altında oynadığı da. Türkiye’deki önemli basketbol yorumcuları bu durum karşısında “sadece hücumu düşünmemeli, savunma da yapmalı ribaunda da konsantre olmalı” diyorlardı.
Haksız da değillerdi ancak takımda Steve Francis varken oynamak da o kadar kolay değildi. O takımdayken ne Howard ne Nelson ne de Hido oyunlarını geliştirebilirlerdi. Sonradan Francis’in takımdan yollanması, 06-07 sezonunda ilk başta çok ümit bağladıkları
Grant Hill’in Orlando’dan ayrılması bir kayıp olarak gözükse de büyük bir oyuncunun doğmasına neden oldu.

Amerikan Rüyası : Roddick - Soderling


Ağustos ayında Amerika’nın uydusu olacak tenis dünyası, temmuz ayını Roger Federer’in kırılması mucizelere bağlı Grand Slam rekorunu konuşmakla geçirirken, aklımızda Andy Roddick’in hayatının en güzel tenisini oynaması ve servis gücünün yanına düşünce gücünü de katması kaldı. Ekranda finali onlarca ünlünün de orada olduğunu ekleyerek anlatan Barış Kuyucu gibi biz de Roddick’in bu sıçrayışın mimarı olarak oyuncunun yeni antrenörü Larry Stefanki’yi görüyoruz. Sezonun bugüne kadarki bölümünü ele aldığımızda ev sahibi olduğu Memphis’te kazandığı turnuva dışında ATP takviminde birinciliği olmayan Roddick, Avustralya Açık’ta Federer ile yarı final, Roland Garros’ta Fransız Gael Monfils ile olaylı 4.Tur maçını oynadı. Ve bize yukarıdaki yorumları yaptıran Wimbledon finali ile Amerika Açık’a göz kırptı. Merakımız şu ki: Andy kendi evine şöyle geçerken bir uğrayacak mı? yoksa gözyaşı seramonisine kadar karşımızda olacak mı?
Maç başlayıp da ilk seti 6-2 ile geçtiğinde bu mavi gözlü adamın backhand vuruşlarının ne kadar da Federer’i andırdığını ve Nadal’ın heyecanının ve tutukluğunun sebebinin bu vuruşlar olduğunu düşünmekten alamadık kendimizi. Nadal, dizleri ağrıyan yaşlı büyükanne iken kırmızı başlığının altında masmavi gözleri ile bize bakan Robin Soderling ziyarete geldiğinin farkındaydı ve rakibine tie-break oyunuyla seti kaybettiğinde kalkma zamanının geldiğine karar vermişti. 6-4 kazandığı 3.setin ardından, final setinde uzayıp giden bir tie-break düellosu daha izlerken, Nadal’ın file önünde vurduğu yumuşak volenin çizgilere yan gözle bile bakmaması, turu ve sonrasında finali İsveçli Soderling’e getirmiş oldu. Nadal dışında tüm tenis dünyası Federer’in tenis tanrısı olmasına şahitlik etmek için Fransa’ya dikti gözlerini. Roland Garros’u ilk defa almasına kesin gözüyle bakılan Federer, mavi gözlü İsveçli’yi 3-0 ile geçerek tarihin sondan bir önceki sayfasını yazıyor, Soderling’e ise kendi tarihinin zirvesine çıkıyordu. Tarih tanıklığını seven Soderling, bu kez Federer’in ve bizim karşımıza Wimbloden’un 4.turunda çıktı. İlk seti 6-4 kaybettikten sonra adımlarını sıklaştıran İsveçli sonraki iki seti tie-break oyunlarını kaybederek maçtan 3-0 yenik ayrılmak zorunda kaldı. Üzerinde durduğumuz bu iki maçtan arta kalan en önemli taktiksel noktalar, Nadal’a karşı oynadığı geniş forehand vuruşları ve Federer’in backhand tarafını kullanarak kurmaya çalıştığı oyun planlarıydı. İsveçli Soderling tıpkı sezonun parlayan ikinci yıldızı Andy Roddick ev sahibi olduğu Catella Swedish Open’ı kazanmayı başararak, toprak kortta iyi olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.
Tıpkı Roddick gibi Soderling’in de Amerika Açık’ta tamamlaması gereken bir sezon var. Ankette de sorduğumuz gibi “sizce yukarıdaki iki tenisçi Nadal – Federer rekabetine gölge düşürecek mi?” göreceğiz…