Aslında bu yazı, başlığının size düşündürdüğü gibi iki futbolcuya biçilen değerlerle ilgili değil sadece. Aynı zamanda kendilerine biçilen değerlere gösterdikleri tepki ile de ilgili. Biraz da toplum olarak içimize sinmiş kahrolası aidiyet duygusuyla da.
Birkaç yıldır hepimizin dikkatini çeken yıldız futbolcu Mehmet Topuz’u “damarında akan kan” ile aynı renkte olan formayla gördük ilk kez. Oynayacağı ligin Şampiyonlar Ligi olmasının verdiği kendinden emin özgüvenli tavırlar ile. İki kupa’lı yeni takımına “ben doğuştan Beşiktaşlıyım” diyerek bizleri güldürdüğü bu basın toplantısı, birkaçımızın aklına Kemal Sunal’ın “İnek Şaban” filmindeki “Kaleci Bülent” karakterini getirdi.
Toplantının üzerinden bir-iki gün geçer geçmez devreye Fenerbahçe girerek Mehmet Topuz’un bonservisini Kayserispor’dan aldığını kamuoyuna açıkladı. Topuz için çelişkiler sarmalı başlamıştı artık. Sonradan anlaşıldı ki bu sarmalın temelinde Beşiktaş’ın küçük bir unutkanlığı yatıyordu. Çifte Kupa’lı Şampiyon sözleşmesi devam eden oyuncunun kulübüyle anlaşmayı unutarak doğrudan oyuncuyla anlaşmış ve transferin ana kuralını çiğnemişti.
İki kulüp olanca şiddetiyle birbirine girdi tabi. Bizlerse aynı günlerde birbirimizin yüzüne bakıp kıs kıs gülüyorduk. Kurallar açıktı. Topuz Kayserispor’un malıydı ve Fenerbahçe “malı” parasını ödeyerek almıştı. (Gerçi Beşiktaş olay aleyhine sonuçlanınca bu duruma itiraz da bulunup romantik bir edayla “futbolcular mal değildir” çıkışı yapsa da kamuoyu bunu pek umursamayacaktı.) Mehmet Topuz’un, bonservisini elinde bulunduran kulüple anlaşamaması durumunda olayın TFF ve FIFA’nın değerlendirmelerine sunulacağı, oyuncuya futboldan belirli süre men cezası geleceği, transfer kurallarını unutan kulübe, bu kuralları etüd etmesi için 1-2 yıl transfer yapmaksızın transfer dersleri verileceği açıktı.
Sonuçta siyasi erklerin, silahlı erklerin devreye girdiği bir toplantı sonucunda Mehmet Topuz Fenerbahçe ile anlaştı. Ya da zorunda bırakıldı. Bir hafta sonra da “renk körü” olduğunu itiraf ederek, aslında kanının “sarı-lacivert aktığını” deklare etti. Kayserispor Fenerbahçe’den aldığı 7 milyon € ile kasasını doldurmuş, Fenerbahçe büyük bir transfer olayını bir başarı öyküsüne! dönüştürmüştü. Akıllarda ise Mehmet Topuz’un karakter güvenilirliği üzerine yapılan yorumlar kaldı. Belki değerini buldu, istediği parayı aldı ama, profesyonellikten çok uzak bir Ortadoğu futbolcusu olduğunu da bizlere göstermiş oldu.
Arena programında Uğur Dündar’ın güleç yüzüne bakarak konuşan Aziz Yıldırım, GS kaptanı Arda Turan’ı renklerine bağlamak için 20 Milyon € teklif ettiğini ve oyuncu ile baş başa 15 dakika görüşme fırsatı verildiği takdirde Arda’yı ikna edeceğini, ezeli rakibi Galatasaray’ın başkanı Adnan Polat’ın yüzüne söyledi. Polat, Arda’yı Fenerbahçe’ye satmalarının sözkonusu olmadığını, oyuncunun satış opsiyonunun sadece yurtdışı olduğunu duyurdu. Yıldırım’ın “yurt dışına satarsan oradan alırım bak” şeklindeki çıkışına en çok Uğur Dündar’la, programa gelmeyerek evinden takip etmeyi tercih eden ve tam o an da “Transfer Nasıl Yapılır?” kitabının “önce kulüple anlaşmalısınız” bölümünü okuyan Yıldırım Demirören güldü. Alem adamdı şu Aziz Başkan.
Ve sabah oldu. Arda Turan dün gece başkanının Yıldırım’a söylediği “Arda 15 dakika baş başa kalırsanız sizi Galatasaraylı yapar” sözünü düşünüyor, “acaba yapabilir miyim?” diye endişeleniyordu. Hızlı bir şekilde Galatasaray’ın onun evi, yuvası olduğu demecini verdi. Fenerbahçe'ye gitmezdi, Beşiktaş’a da. O Galatasaraylı’ydı. Orada futbola başlamış, ününü Türkiye’ye yaymasına, hatta bazı futbola meraklı Avrupa ülkelerinde de tanınmasına Galatasaray neden olmuştu. Bilmiyordu ki kendisi oynamasa, kendisinde yetenek olmasa Galatasaray ona ne yapardı. (“Satılık Uefa Şampiyonluğu Madalyası” haberi akıllardan çıkmasın lütfen) Futbol kamuoyu rahat bir nefes aldı. Bir sene içerisinde iki büyük macerayı kimsenin yürekleri kaldırmazdı. Galatasaray memnundu. Fenerbahçe gerçekten 15 dakika görüşse Arda, kendisine teklif edilen ücreti duyacak, damarlarındaki kana renk veren hücrelerde hareketlenmeler olabilecekti. Kaptanlık pazubandı hiç bu kadar değerli olmamıştı şimdiye değin. Fenerbahçe memnundu. Herkes teklif ettikleri paranın astronomikliğini görmüş, onlardan biraz daha korkmuş ve kıskanmıştı onları.
Sanırız ki sadece tarafar-takım arasındaki ilişki karşılıksız kalmalı, sadece bu ilişki profesyonelliğe, endüstriyel düzleme kaymamalı. “damarımı kessen şu renk akar bu renk akar” söylemi sadece taraftarlara ait olmalı. Yoksa ne siz ey değerli futbolcu kardeşlerimiz ne de siz değerli yönetici ağabeylerimiz komik duruma düşmekten kurtulmazsınız. Ayrıca “İnek Şaban” da “Bülent”ten daha iyi kalecidir.
Birkaç yıldır hepimizin dikkatini çeken yıldız futbolcu Mehmet Topuz’u “damarında akan kan” ile aynı renkte olan formayla gördük ilk kez. Oynayacağı ligin Şampiyonlar Ligi olmasının verdiği kendinden emin özgüvenli tavırlar ile. İki kupa’lı yeni takımına “ben doğuştan Beşiktaşlıyım” diyerek bizleri güldürdüğü bu basın toplantısı, birkaçımızın aklına Kemal Sunal’ın “İnek Şaban” filmindeki “Kaleci Bülent” karakterini getirdi.
Toplantının üzerinden bir-iki gün geçer geçmez devreye Fenerbahçe girerek Mehmet Topuz’un bonservisini Kayserispor’dan aldığını kamuoyuna açıkladı. Topuz için çelişkiler sarmalı başlamıştı artık. Sonradan anlaşıldı ki bu sarmalın temelinde Beşiktaş’ın küçük bir unutkanlığı yatıyordu. Çifte Kupa’lı Şampiyon sözleşmesi devam eden oyuncunun kulübüyle anlaşmayı unutarak doğrudan oyuncuyla anlaşmış ve transferin ana kuralını çiğnemişti.
İki kulüp olanca şiddetiyle birbirine girdi tabi. Bizlerse aynı günlerde birbirimizin yüzüne bakıp kıs kıs gülüyorduk. Kurallar açıktı. Topuz Kayserispor’un malıydı ve Fenerbahçe “malı” parasını ödeyerek almıştı. (Gerçi Beşiktaş olay aleyhine sonuçlanınca bu duruma itiraz da bulunup romantik bir edayla “futbolcular mal değildir” çıkışı yapsa da kamuoyu bunu pek umursamayacaktı.) Mehmet Topuz’un, bonservisini elinde bulunduran kulüple anlaşamaması durumunda olayın TFF ve FIFA’nın değerlendirmelerine sunulacağı, oyuncuya futboldan belirli süre men cezası geleceği, transfer kurallarını unutan kulübe, bu kuralları etüd etmesi için 1-2 yıl transfer yapmaksızın transfer dersleri verileceği açıktı.
Sonuçta siyasi erklerin, silahlı erklerin devreye girdiği bir toplantı sonucunda Mehmet Topuz Fenerbahçe ile anlaştı. Ya da zorunda bırakıldı. Bir hafta sonra da “renk körü” olduğunu itiraf ederek, aslında kanının “sarı-lacivert aktığını” deklare etti. Kayserispor Fenerbahçe’den aldığı 7 milyon € ile kasasını doldurmuş, Fenerbahçe büyük bir transfer olayını bir başarı öyküsüne! dönüştürmüştü. Akıllarda ise Mehmet Topuz’un karakter güvenilirliği üzerine yapılan yorumlar kaldı. Belki değerini buldu, istediği parayı aldı ama, profesyonellikten çok uzak bir Ortadoğu futbolcusu olduğunu da bizlere göstermiş oldu.
Arena programında Uğur Dündar’ın güleç yüzüne bakarak konuşan Aziz Yıldırım, GS kaptanı Arda Turan’ı renklerine bağlamak için 20 Milyon € teklif ettiğini ve oyuncu ile baş başa 15 dakika görüşme fırsatı verildiği takdirde Arda’yı ikna edeceğini, ezeli rakibi Galatasaray’ın başkanı Adnan Polat’ın yüzüne söyledi. Polat, Arda’yı Fenerbahçe’ye satmalarının sözkonusu olmadığını, oyuncunun satış opsiyonunun sadece yurtdışı olduğunu duyurdu. Yıldırım’ın “yurt dışına satarsan oradan alırım bak” şeklindeki çıkışına en çok Uğur Dündar’la, programa gelmeyerek evinden takip etmeyi tercih eden ve tam o an da “Transfer Nasıl Yapılır?” kitabının “önce kulüple anlaşmalısınız” bölümünü okuyan Yıldırım Demirören güldü. Alem adamdı şu Aziz Başkan.
Ve sabah oldu. Arda Turan dün gece başkanının Yıldırım’a söylediği “Arda 15 dakika baş başa kalırsanız sizi Galatasaraylı yapar” sözünü düşünüyor, “acaba yapabilir miyim?” diye endişeleniyordu. Hızlı bir şekilde Galatasaray’ın onun evi, yuvası olduğu demecini verdi. Fenerbahçe'ye gitmezdi, Beşiktaş’a da. O Galatasaraylı’ydı. Orada futbola başlamış, ününü Türkiye’ye yaymasına, hatta bazı futbola meraklı Avrupa ülkelerinde de tanınmasına Galatasaray neden olmuştu. Bilmiyordu ki kendisi oynamasa, kendisinde yetenek olmasa Galatasaray ona ne yapardı. (“Satılık Uefa Şampiyonluğu Madalyası” haberi akıllardan çıkmasın lütfen) Futbol kamuoyu rahat bir nefes aldı. Bir sene içerisinde iki büyük macerayı kimsenin yürekleri kaldırmazdı. Galatasaray memnundu. Fenerbahçe gerçekten 15 dakika görüşse Arda, kendisine teklif edilen ücreti duyacak, damarlarındaki kana renk veren hücrelerde hareketlenmeler olabilecekti. Kaptanlık pazubandı hiç bu kadar değerli olmamıştı şimdiye değin. Fenerbahçe memnundu. Herkes teklif ettikleri paranın astronomikliğini görmüş, onlardan biraz daha korkmuş ve kıskanmıştı onları.
Sanırız ki sadece tarafar-takım arasındaki ilişki karşılıksız kalmalı, sadece bu ilişki profesyonelliğe, endüstriyel düzleme kaymamalı. “damarımı kessen şu renk akar bu renk akar” söylemi sadece taraftarlara ait olmalı. Yoksa ne siz ey değerli futbolcu kardeşlerimiz ne de siz değerli yönetici ağabeylerimiz komik duruma düşmekten kurtulmazsınız. Ayrıca “İnek Şaban” da “Bülent”ten daha iyi kalecidir.